İş Sağlığı ve Güvenliği Alanında Ulusal ve Uluslararası Sözleşmeler
1. BÖLÜM: İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ALANINDA ULUSAL VE ULUSLARARASI HUKUKUN TEMELLERİ
1.1. Giriş
İş sağlığı ve güvenliği (İSG), çalışma yaşamında insanın
fiziksel, ruhsal ve sosyal bütünlüğünü korumayı amaçlayan bir hukuk alanıdır.
Modern anlamda İSG’nin temelleri, yalnızca ulusal yasalarla değil, aynı zamanda
uluslararası sözleşmeler, anlaşmalar ve normlarla şekillenmiştir.
Bu nedenle İSG hukuku, çok katmanlı bir yapıya sahiptir:
- Anayasal temeller (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası),
- Ulusal mevzuat (6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, yönetmelikler),
- Uluslararası sözleşmeler (ILO ve BM sözleşmeleri, Avrupa Birliği direktifleri).
Bu bölümde, iş sağlığı ve güvenliğinin hukuki temelleri hem ulusal hem de uluslararası düzlemde açıklanacaktır.
1.2. İş Sağlığı ve Güvenliğinin Hukuki Niteliği
İSG, hem insan hakkı hem de çalışma hakkı
kapsamında değerlendirilir.
Bu yönüyle hem kamu hukuku hem de özel hukuk nitelikleri taşır.
Anayasa m.49’da şu hüküm yer alır:
“Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma barışını sağlamak,
çalışma hayatını geliştirmek ve işsizliği önlemek için gerekli tedbirleri
alır.”
Ayrıca Anayasa m.56’da sağlık hakkı, m.17’de yaşam hakkı
güvence altına alınmıştır.
Dolayısıyla iş sağlığı ve güvenliği, devletin sosyal görevlerinin bir
parçasıdır.
1.3. Ulusal Hukukta İş Sağlığı ve Güvenliği Sisteminin Gelişimi
Türkiye’de İSG’ye ilişkin ilk sistematik düzenlemeler, 1930
tarihli 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile başlamıştır.
Bu Kanun, işyerlerinin sağlık şartlarına, işyeri hekimi bulundurma
zorunluluğuna ve bulaşıcı hastalık önlemlerine ilişkin hükümler getirmiştir
(örneğin m.173–180).
Daha sonra 1475 sayılı İş Kanunu (1971) döneminde İSG
hükümleri iş hukukunun içinde yer almış, 2003 yılında yürürlüğe giren 4857
sayılı İş Kanunu ile daha kapsamlı hale gelmiştir.
Ancak asıl dönüm noktası 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun
(2012) yürürlüğe girmesidir.
Bu Kanun, İSG’yi tüm çalışanlara kapsayacak şekilde genişletmiş ve uluslararası standartlarla uyumlu bir sistem getirmiştir:
- Kamu ve özel sektör ayrımı kaldırılmış,
- Risk değerlendirmesi zorunlu hale getirilmiş,
- İşverenin önleyici yaklaşımı (proaktif sistem) benimsenmiştir.
1.4. Uluslararası Hukukun İSG Üzerindeki Etkisi
Türkiye, uluslararası düzeyde ILO (Uluslararası Çalışma
Örgütü) üyesidir (1932’den beri).
ILO sözleşmeleri, iş sağlığı ve güvenliği alanında temel norm kaynağıdır.
Ayrıca Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
ve Avrupa Birliği (AB) standartlarına uyum taahhüdü altındadır.
Uluslararası sözleşmelerin etkisi iki düzeydedir:
- Doğrudan etki: Onaylanıp Resmî Gazete’de yayımlandığında, iç hukuk normu haline gelir (Anayasa m.90/son).
- Dolaylı etki: Türkiye’nin taraf olmadığı ama referans aldığı normlar, iç mevzuatın hazırlanmasında model olarak alınır.
Bu yapı, İSG hukukunu çok kaynaklı (multi-level) hale getirir.
1.5. Anayasal Temeller
Anayasa, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin doğrudan ve dolaylı birçok madde içerir:
|
Madde No |
İçerik |
|
m.17 |
Yaşam hakkı ve maddi-manevi varlığı koruma hakkı |
|
m.49 |
Çalışma hakkı ve devletin çalışma koşullarını iyileştirme yükümlülüğü |
|
m.50 |
Çalışanların dinlenme hakkı, çocuk ve kadınların korunması |
|
m.56 |
Sağlık hakkı ve çevre sağlığı |
|
m.90/son |
Uluslararası sözleşmelerin iç hukukta kanun hükmünde olması |
Bu hükümler, İSG’nin yalnızca bir “çalışma düzeni meselesi” değil, anayasal bir hak olduğunu ortaya koyar.
1.6. Ulusal Düzeyde Temel Mevzuat
İSG alanında temel yasal dayanak, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’dur.
Bu Kanun’un amacı (m.1):
“İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemektir.”
Kanunun kapsamı (m.2), kamu ve özel sektör ayrımı gözetmeksizin tüm çalışanları kapsar.
Bu Kanuna bağlı olarak çıkarılan 36 yönetmelik ve çok
sayıda tebliğ, uygulama alanını detaylandırır.
Bunlar arasında en önemlileri:
- Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği,
- Acil Durumlar Hakkında Yönetmelik,
- İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği,
- Çalışanların Eğitimi Yönetmeliği,
- İşyerlerinde İSG Kurulları Yönetmeliği.
1.7. Uluslararası Sözleşmelerin Hukuk Hiyerarşisindeki Yeri
Anayasa’nın 90. maddesi gereğince, usulüne uygun şekilde
yürürlüğe konan uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir.
Eğer temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşme hükümleri ile
ulusal kanunlar arasında çelişki varsa, uluslararası sözleşme hükümleri öncelikle
uygulanır.
Bu kural, İSG alanında büyük önem taşır; çünkü ILO sözleşmeleri insan hakları temelinde kabul edilir.
Örneğin:
Türkiye’de bir kanun hükmü, çalışan sağlığına ilişkin ILO standardından daha düşük bir koruma sağlıyorsa, uygulanacak olan ILO hükmüdür.
1.8. İSG’nin Uluslararası Boyutunun Gerekçesi
İş sağlığı ve güvenliği, yalnızca ulusal bir konu değildir.
Küreselleşen üretim ilişkileri, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının uluslararası
bir sorun haline gelmesine neden olmuştur.
ILO verilerine göre her yıl:
- 2,3 milyondan fazla kişi iş kazası veya meslek hastalığı sonucu hayatını kaybetmekte,
- 300 milyondan fazla kişi iş kazasına maruz kalmaktadır.
Bu nedenle İSG standartları, uluslararası işbirliğinin en
önemli alanlarından biridir.
Bu işbirliği, “insan onuruna yakışır çalışma” ilkesinin somut
yansımasıdır (ILO, 2008).
1.9. Türkiye’nin Taraf Olduğu Başlıca Uluslararası Kaynaklar
Türkiye’nin imzalayıp yürürlüğe koyduğu belli başlı uluslararası belgeler şunlardır:
- ILO Sözleşmeleri
- 155 sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme”,
- 161 sayılı “İşyeri Sağlık Hizmetleri Sözleşmesi”,
- 187 sayılı “İSG Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi”,
- 45, 81, 120 ve 174 sayılı diğer tamamlayıcı sözleşmeler.
- Avrupa Sosyal Şartı (1961, Revize 1996)
- Madde 3: Güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları hakkı.
- AB Çerçeve Direktifi (89/391/EEC)
- İşverenin önleme, risk değerlendirmesi, bilgilendirme ve eğitim yükümlülükleri.
- Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (m.23 ve m.25)
- Güvenli çalışma hakkı, yaşam standardı hakkı.
Bu belgeler, Türkiye’deki tüm İSG mevzuatının uluslararası dayanaklarını oluşturur.
1.10. Sonuç
İş sağlığı ve güvenliği hukuku, yalnızca ulusal bir yasal
düzen değil, uluslararası normlarla uyum içinde gelişen bir insan
hakları alanıdır.
Türk hukuk sistemi, hem Anayasa hem de 6331 sayılı Kanun yoluyla, ILO ve AB
standartlarını iç hukukta yaşama geçirmiştir.
Bu nedenle İSG profesyonellerinin görevi, yalnızca “kanuna
uymak” değil, aynı zamanda uluslararası koruma standartlarını gözetmektir.
Zira iş sağlığı, hukuken sadece bir yükümlülük değil, yaşam hakkının
uygulama biçimidir.
2. BÖLÜM: ULUSLARARASI ÇALIŞMA ÖRGÜTÜ (ILO) VE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ SÖZLEŞMELERİ
2.1. Giriş
İş sağlığı ve güvenliği alanındaki uluslararası normların en
temel kaynağı, 1919 yılında kurulan Uluslararası Çalışma Örgütü
(International Labour Organization – ILO)’dur.
ILO, Birleşmiş Milletler’in (BM) ilk uzmanlık kuruluşlarından biri olup,
kuruluşundan bu yana çalışma yaşamında insanın onuruna yakışır koşullarda
çalışmasını amaçlamaktadır.
ILO’nun temel ilkesi, “İnsana yakışır iş” (Decent Work) anlayışıdır. Bu ilke, iş güvenliği, çalışma süresi, ücret, sendika hakkı ve sosyal güvenlik konularını bütüncül biçimde ele alır.
Bu bölümde, ILO’nun yapısı, işleyişi, Türkiye’nin bu örgüt içindeki konumu ve iş sağlığı ile güvenliği alanında kabul edilen temel sözleşmelerin içeriği ayrıntılı biçimde incelenecektir.
2.2. ILO’nun Kuruluş Amacı ve Yapısı
ILO, 1919 tarihli Versailles Antlaşması ile kurulmuş,
1946 yılında Birleşmiş Milletler’in uzman kuruluşu statüsünü almıştır.
Kuruluş amacı, Anayasasında şu şekilde ifade edilmiştir:
“Evrensel ve kalıcı barış ancak sosyal adalet temelleri üzerinde kurulabilir.”
Bu anlayış, iş sağlığı ve güvenliği dahil olmak üzere tüm çalışma ilişkilerinin temelini oluşturur.
ILO’nun özgün yapısı “üçlü yapı” (tripartite system) ilkesine dayanır:
- Devlet temsilcileri,
- İşveren temsilcileri,
- Çalışan temsilcileri.
Bu üç taraf, ILO Genel Konferansı’nda birlikte karar alır. Böylece kararlar sadece devletleri değil, doğrudan iş yaşamının tüm taraflarını bağlayıcı hale gelir.
2.3. ILO’nun Temel Organları
ILO’nun karar alma ve uygulama mekanizması üç ana organdan oluşur:
- Uluslararası Çalışma Konferansı (Genel Konferans):
- Her yıl toplanır, yeni sözleşmeleri ve tavsiye kararlarını kabul eder.
- “Uluslararası iş mevzuatı parlamentosu” olarak görülür.
- Yönetim Kurulu:
- Politika belirler, bütçeyi onaylar ve denetim yapar.
- Uluslararası Çalışma Bürosu (ILO Secretariat):
- Cenevre’de bulunur, teknik çalışmalar yürütür, raporlar hazırlar, istatistikleri yayımlar.
Bu yapı sayesinde ILO, hem norm koyucu, hem de denetleyici bir uluslararası mekanizmadır.
2.4. ILO Sözleşmeleri ve Tavsiye Kararları
ILO tarafından kabul edilen belgeler iki ana türdedir:
- Sözleşmeler (Conventions):
- Bağlayıcı uluslararası anlaşmalardır.
- Üye devlet, onayladığında iç hukukta kanun hükmünde geçerlilik kazanır (Anayasa m.90/son).
- Tavsiye Kararları (Recommendations):
- Bağlayıcı değildir; yol gösterici niteliktedir.
- Genellikle bir sözleşmeyi tamamlayıcı veya açıklayıcı nitelikte hazırlanır.
Türkiye, 2025 itibarıyla 60’tan fazla ILO sözleşmesini onaylamış, bunların önemli bir bölümü iş sağlığı ve güvenliği konusundadır.
2.5. İş Sağlığı ve Güvenliği Alanındaki Temel ILO Sözleşmeleri
ILO, kuruluşundan bu yana 40’tan fazla sözleşmeyi doğrudan
iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili olarak kabul etmiştir.
Bunlar arasında Türkiye tarafından onaylanan ve yürürlükte olan en önemli
sözleşmeler şunlardır:
a) 155 Sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme” (1981)
Bu sözleşme, modern İSG sisteminin uluslararası temelidir.
Türkiye tarafından 7 Ocak 2004 tarihli 5038 sayılı Kanun ile
onaylanmıştır.
Temel hükümleri:
- İşveren, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı sağlamakla yükümlüdür.
- İşçiler, güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına katılma ve işvereni bilgilendirme hakkına sahiptir.
- Ulusal düzeyde bir İSG politikası oluşturulmalıdır (m.4–8).
- İş kazaları ve meslek hastalıklarının bildirim ve kayıt sistemi kurulmalıdır.
Bu sözleşme, Türkiye’de 6331 sayılı Kanun’un hazırlanmasında doğrudan model alınmıştır.
b) 161 Sayılı “İşyeri Sağlık Hizmetleri Sözleşmesi” (1985)
Türkiye tarafından 2004 yılında onaylanmıştır.
Sözleşme, işyeri hekimliği ve sağlık hizmetlerinin sistematik biçimde
kurulmasını öngörür.
Temel ilkeler:
- Her işyeri, çalışanların sağlık gözetimini sağlayacak işyeri sağlık hizmetine sahip olmalıdır.
- Hizmetler, önleyici nitelikte olmalı; sadece tedavi değil, koruyucu sağlık yaklaşımı esas alınmalıdır.
- Sağlık personeli bağımsız çalışmalı, etik kurallara uygun hareket etmelidir.
Bu sözleşme, Türkiye’de İşyeri Hekimi ve Diğer Sağlık Personelinin Görevleri Yönetmeliği’ne dayanak oluşturmuştur.
c) 187 Sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi” (2006)
Türkiye tarafından 2014 yılında onaylanmıştır.
Sözleşme, üye devletlerin ulusal İSG kültürünü geliştirmesini amaçlar.
Temel ilkeler:
- Ulusal İSG politikası, strateji ve eylem planı hazırlanmalı,
- Bu politika sürekli izlenmeli ve güncellenmelidir,
- Çalışanların katılımı sağlanmalı,
- İSG verileri toplanmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Bu sözleşme, Türkiye’de Ulusal İSG Konseyi’nin (6331 m.21) oluşturulmasına yol açmıştır.
d) 45 Sayılı “Kadınların Yeraltı İşlerinde Çalıştırılmaması Sözleşmesi” (1935)
Kadınların madenlerde yeraltı işlerinde çalıştırılmasını
yasaklamaktadır.
Bu sözleşme, özellikle maden güvenliği ve kadın sağlığı
bakımından koruyucu niteliktedir.
Ancak modern düzenlemelerde, bu yasak ayrımcılık içermeyecek şekilde yeniden
yorumlanmıştır; esas olan, işin tehlikesine göre koruma sağlanmasıdır.
e) 81 Sayılı “İş Teftişi Sözleşmesi” (1947)
Türkiye tarafından 1951 yılında onaylanmıştır.
Bu sözleşme, işyerlerinde devlet denetimi sistemini düzenler.
Başlıca hükümler:
- Her ülkede bağımsız bir iş teftiş örgütü kurulmalıdır.
- Müfettişler, yeterli eğitim ve yetkiye sahip olmalıdır.
- Denetimler, hem rehberlik hem yaptırım fonksiyonuna sahip olmalıdır.
Türkiye’de bu sistem, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı ile yürütülmektedir.
f) 174 Sayılı “Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi Sözleşmesi” (1993)
Türkiye tarafından 2015 yılında onaylanmıştır.
Sözleşme, kimya, petrokimya, enerji gibi yüksek riskli sektörlerdeki kazaların
önlenmesine yöneliktir.
Esas hükümler:
- İşverenler riskli tesisleri kayıt altına almak ve denetimden geçirmek zorundadır.
- Acil durum planları hazırlanmalı ve test edilmelidir.
- Kamuoyu bilgilendirilmelidir.
Bu sözleşme, **“Büyük Endüstriyel Kaza Önleme Yönetmeliği”**ne temel oluşturur.
2.6. ILO Tavsiye Kararları
Sözleşmeleri destekleyen tavsiye kararları, ulusal
politikaların geliştirilmesinde yol gösterici niteliktedir.
Örneğin:
- 164 sayılı Tavsiye Kararı: İşyerlerinde sağlık hizmetlerinin nasıl örgütleneceğini açıklar.
- 197 sayılı Tavsiye Kararı: İş kazası ve meslek hastalığı kayıt sistemine ilişkin rehberdir.
Bu belgeler, doğrudan bağlayıcı olmasa da İSG standartlarının geliştirilmesinde referans normlar olarak kabul edilir.
2.7. Türkiye’nin ILO’daki Konumu ve Yükümlülükleri
Türkiye, 1932 yılından beri ILO üyesidir ve 60’tan fazla
sözleşmeyi onaylamıştır.
Onayladığı sözleşmeler, Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girer
ve iç hukukun parçası haline gelir.
ILO’ya karşı yükümlülükleri şunlardır:
- Onayladığı sözleşmelerin uygulanmasını sağlamak,
- Uygulama raporlarını düzenli olarak sunmak,
- Denetim ve gözlem misyonlarıyla işbirliği yapmak.
Bu çerçevede Türkiye, ILO nezdinde aktif bir üye olup, düzenli olarak Uluslararası Çalışma Konferansı’nda temsil edilmektedir.
2.8. ILO Normlarının Türk Mevzuatına Etkisi
ILO sözleşmeleri, Türkiye’de özellikle şu alanlarda etkili olmuştur:
|
ILO Sözleşmesi |
Türk Mevzuatına Etkisi |
|
155 sayılı |
6331 sayılı Kanun’un genel ilkeleri (önleme, risk değerlendirmesi) |
|
161 sayılı |
İşyeri Hekimi Yönetmeliği ve OSGB sistemi |
|
187 sayılı |
Ulusal İSG Konseyi ve İSG Strateji Belgesi |
|
81 sayılı |
İş Teftiş Kurulu ve denetim yetkileri |
|
174 sayılı |
Büyük Endüstriyel Kaza Önleme Yönetmeliği |
Bu etkileşim, Türkiye’nin İSG alanında uluslararası standartlara uyumlu bir yapıya kavuşmasını sağlamıştır.
2.9. Sonuç
ILO, iş sağlığı ve güvenliği hukukunun evrensel temelini
oluşturur.
Türkiye’nin bu sözleşmeleri onaylaması, yalnızca bir yükümlülük değil, aynı
zamanda çalışan sağlığını insan hakkı olarak tanıma iradesidir.
Bu nedenle İSG uzmanları, sadece 6331 sayılı Kanun’a değil, ILO’nun
sözleşme hükümlerine de hâkim olmalıdır.
Zira her ulusal mevzuat maddesinin arkasında, uluslararası bir norm zinciri
bulunur — bu zincir, “insanın çalışma yaşamındaki onurunu” korumak için var
olmuştur.
3. BÖLÜM: AVRUPA BİRLİĞİ (AB) MEVZUATI VE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ DİREKTİFLERİ
3.1. Giriş
Avrupa Birliği (AB), iş sağlığı ve güvenliği konusunu sadece
iş hukukunun bir parçası olarak değil, insan hakları ve sosyal politika
alanının merkezinde ele alır.
AB hukuk sisteminde İSG düzenlemeleri, “çalışma yaşamında insan onurunun
korunması” ilkesine dayanır.
Türkiye, AB’ye aday ülke olarak 2003 yılından
itibaren iş sağlığı ve güvenliği mevzuatını AB müktesebatına (acquis
communautaire) uyumlaştırma sürecine girmiştir.
Bu süreç, özellikle 89/391/EEC sayılı Çerçeve Direktif ile
şekillenmiştir ve 6331 sayılı Kanun’un büyük ölçüde dayandığı norm kaynağıdır.
3.2. AB İş Sağlığı ve Güvenliği Hukukunun Temel Dayanakları
AB İSG hukukunun anayasal dayanakları şu belgelere dayanır:
- Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma (TFEU) –
m.153:
Birliğin, çalışma koşullarını iyileştirmek için asgari standartlar belirleme yetkisini düzenler. - Avrupa Sosyal Şartı (1961, Revize 1996):
Çalışanların güvenli ve sağlıklı koşullarda çalışmasını temel sosyal hak olarak tanımlar. - Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı (2000):
Madde 31, herkesin “adil, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarında çalışma hakkı” olduğunu açıklar.
Bu metinler, İSG’nin Avrupa hukuk sisteminde insan onuruna dayalı bir hak olarak konumlandığını gösterir.
3.3. AB İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatının Yapısı
AB mevzuatı iki temel normatif düzeyde şekillenir:
- Çerçeve Direktifler (Framework Directives):
Tüm üye ülkelerde uygulanacak genel ilke ve standartları belirler.
En önemlisi: 89/391/EEC sayılı Çerçeve Direktiftir. - Özel Direktifler (Daughter Directives):
Belirli risk türlerine, sektörlere veya çalışan gruplarına ilişkin detaylı kurallar içerir.
Örneğin ekranlı araçlar, kimyasal maddeler, gürültü, asbest gibi konular.
3.4. 89/391/EEC Sayılı “Çerçeve Direktif” – İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetimi
12 Haziran 1989 tarihli 89/391/EEC sayılı Direktif,
Avrupa’da modern iş sağlığı ve güvenliği anlayışının temelini oluşturur.
Bu Direktif, İSG’yi önleyici, sistematik ve katılımcı bir yönetim süreci
haline getirmiştir.
Temel İlkeleri:
- İşverenin “önleme yükümlülüğü” esastır.
- Risk değerlendirmesi zorunludur.
- Çalışanlar bilgilendirilmeli ve eğitilmelidir.
- İş sağlığı hizmetleri sağlanmalıdır.
- İSG organizasyonu işyerinin yapısına uygun olmalıdır.
- Çalışan temsilcileri sürece katılmalıdır.
Bu direktif, Türkiye’de 6331 sayılı Kanun’un sistematik yapısına doğrudan model olmuştur.
3.5. Çerçeve Direktifin Ana Maddeleri
- Madde 5 – İşverenin Genel Yükümlülüğü:
İşveren, çalışanların güvenliğini ve sağlığını korumak için gerekli her türlü önlemi almakla yükümlüdür. - Madde 6 – Önleme İlkeleri:
- Tehlikeleri kaynağında yok etmek,
- Riskleri değerlendirip önceliklendirmek,
- Teknolojik gelişmelere uyum sağlamak,
- İş organizasyonunu güvenli hale getirmek.
- Madde 10–12 – Bilgilendirme, Eğitim ve Katılım:
Çalışanlara düzenli İSG eğitimi verilmesi ve karar süreçlerine katılımlarının sağlanması zorunludur. - Madde 13 – Çalışanların Sorumlulukları:
Çalışanlar, işverenin aldığı önlemlere uymak ve kendi güvenliklerini korumakla da sorumludur.
Bu yaklaşım, “önce önleme” (prevention first) ilkesinin Avrupa’daki yasal temelidir.
3.6. Çerçeve Direktifin Uygulamasına İlişkin Özel Direktifler
Çerçeve Direktif sonrasında, farklı sektör ve risk
gruplarına yönelik yaklaşık 20 özel direktif kabul edilmiştir.
Bunlardan Türkiye’nin mevzuatına doğrudan yansıyanlar şunlardır:
|
Direktif No |
Konu Başlığı |
Türk Mevzuatındaki Karşılığı |
|
89/654/EEC |
İşyerlerinde asgari sağlık ve güvenlik şartları |
İşyerlerinde İSG Önlemleri Yönetmeliği |
|
89/655/EEC |
İş ekipmanlarının güvenli kullanımı |
İş Ekipmanlarının Kullanımı Yönetmeliği |
|
89/656/EEC |
Kişisel koruyucu donanımlar |
KKD Yönetmeliği |
|
90/269/EEC |
Elle taşıma işleri |
Elle Taşıma Yönetmeliği |
|
90/270/EEC |
Ekranlı araçlarla çalışma |
Ekranlı Araçlar Yönetmeliği |
|
92/57/EEC |
Geçici ve hareketli inşaat işyerleri |
İnşaat İşlerinde İSG Yönetmeliği |
|
98/24/EC |
Kimyasal maddelere maruziyet |
Kimyasallar Yönetmeliği |
|
2003/10/EC |
Gürültüye maruziyet |
Gürültü Yönetmeliği |
|
2002/44/EC |
Titreşime maruziyet |
Titreşim Yönetmeliği |
|
2004/37/EC |
Kanserojen veya mutajen maddeler |
Kanserojen Maddeler Yönetmeliği |
Bu tablo, Avrupa standartlarının Türk İSG mevzuatına tam uyumlu şekilde entegre edildiğini göstermektedir.
3.7. Önleme İlkelerinin Evrensel Niteliği
89/391/EEC sayılı Direktif’in getirdiği önleme ilkeleri,
bugün tüm İSG politikalarının omurgasını oluşturur.
Bu ilkeler, AB hukukunda olduğu kadar 6331 sayılı Kanun’un 4. maddesinde de kelimesi
kelimesine yer almıştır.
Önleme ilkeleri şunlardır:
- Tehlikeyi kaynağında yok etmek,
- Kaçınılmaz riskleri analiz etmek,
- Risklerle mücadeleyi planlamak,
- Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
- Toplu korunmayı bireysel korumadan öncelemek,
- Çalışanlara uygun talimat vermek.
Bu ilkeler, İSG’nin yönetimsel değil stratejik bir disiplin olduğunu ortaya koyar.
3.8. AB Direktiflerinin Türkiye’de Uygulama Süreci
Türkiye, Avrupa Birliği’ne Uyum Eylem Planı
çerçevesinde 2003’ten itibaren AB İSG mevzuatını uyumlaştırmıştır.
Bu süreçte:
- 2004: AB Çerçeve Direktifi esas alınarak İSG Kanunu Taslağı hazırlanmıştır.
- 2012: 6331 sayılı Kanun yürürlüğe girmiş, AB normları iç hukuka taşınmıştır.
- 2014: İSG’nin sektörel uyum süreci tamamlanmış, yönetmelikler yayımlanmıştır.
Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin bu alandaki reformlarını “yüksek oranda uyumlu” olarak değerlendirmiştir.
3.9. AB İSG Ajansı ve Veri Paylaşım Sistemleri
Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği Ajansı (EU-OSHA), 1996
yılında kurulmuştur (Bilbao, İspanya).
Ajansın temel görevleri:
- Üye devletlerdeki İSG verilerini toplamak,
- İyi uygulamaları paylaşmak,
- Eğitim ve farkındalık kampanyaları düzenlemek.
Türkiye, 2005 yılından itibaren EU-OSHA ile işbirliği protokolleri yürütmekte, istatistik veri paylaşımında yer almaktadır.
3.10. Sonuç
Avrupa Birliği İSG mevzuatı, önleme, risk yönetimi,
katılım ve sürekli iyileştirme esasına dayanır.
Türkiye, 6331 sayılı Kanun ile bu sistemi iç hukukuna aktarmış, AB’nin İSG
normlarına tam uyum sağlayan az sayıda aday ülke arasına girmiştir.
Bu bağlamda AB direktifleri, yalnızca hukuki metinler değil,
aynı zamanda işyerlerinde güvenli kültürün kurumsal altyapısını
oluşturan belgeler niteliğindedir.
Her İSG profesyoneli, ulusal mevzuatı yorumlarken bu direktiflerin getirdiği önleme
felsefesini esas almakla yükümlüdür.
4. BÖLÜM: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ (WHO) VE DİĞER ULUSLARARASI KURULUŞLARIN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ALANINDAKİ ROLÜ
4.1. Giriş
İş sağlığı ve güvenliği yalnızca ulusal sınırlar içinde ele
alınabilecek bir konu değildir.
Sanayileşme, teknolojik gelişmeler ve küresel üretim zincirleri, çalışma
yaşamındaki riskleri uluslararası düzeye taşımıştır.
Bu nedenle, İSG politikalarının geliştirilmesi ve uygulanmasında Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), OECD, Dünya Bankası ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlar kritik roller üstlenmektedir.
Bu bölümde, özellikle BM sistemi içinde İSG’nin yerini, WHO’nun iş sağlığına yaklaşımını, OECD’nin kimyasal güvenliği çalışmalarını ve Avrupa Konseyi’nin sosyal politika alanındaki etkilerini ayrıntılı biçimde inceleyeceğiz.
4.2. Birleşmiş Milletler (BM) Sisteminde İş Sağlığı ve Güvenliği
Birleşmiş Milletler sistemi, iş sağlığı ve güvenliği
konusunu insan hakları, sağlık hakkı ve sürdürülebilir
kalkınma perspektifinden ele alır.
Bu yaklaşımın temeli, BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948)’nin
23. ve 25. maddelerine dayanır:
Madde 23: Herkesin adil ve uygun koşullarda çalışma
hakkı vardır.
Madde 25: Herkesin sağlığını ve refahını koruyacak bir yaşam standardı
hakkı vardır.
Bu maddeler, İSG’yi yalnızca iş hukuku değil, insan hakkı
olarak tanımlamıştır.
Dolayısıyla devletlerin yükümlülüğü, sadece ekonomik değil, ahlaki ve hukuki
bir sorumluluk niteliği taşır.
4.3. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi (1966)
Türkiye’nin de taraf olduğu bu sözleşme, iş sağlığı ve güvenliği alanında uluslararası bağlayıcılığı olan en kapsamlı belgedir.
Madde 7:
“Taraf Devletler, adil ve elverişli çalışma koşulları altında güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamının sağlanmasını taahhüt ederler.”
Bu hüküm, taraf devletlere şu yükümlülükleri getirir:
- İş kazalarını ve meslek hastalıklarını önleme politikası oluşturmak,
- Sağlık gözetimi ve koruyucu tedbirleri sağlamak,
- Denetim mekanizmalarını kurmak,
- Kadınlar, çocuklar ve engelliler için özel önlemler almak.
Bu sözleşme, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca Türkiye’de kanun hükmündedir ve 6331 sayılı Kanun’un “önleme ve koruma” felsefesine doğrudan kaynaklık eder.
4.4. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve İş Sağlığı Kavramı
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 1948 yılında kurulmuş ve Anayasası’nda “sağlığın tanımı”nı şu şekilde yapmıştır:
“Sağlık, yalnızca hastalık ve sakatlığın olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir.”
Bu tanım, iş sağlığı kavramının temelini oluşturur.
Çünkü iş sağlığı, yalnızca iş kazalarının önlenmesi değil, çalışanın
bedensel, ruhsal ve sosyal bütünlüğünün korunması anlamına gelir.
4.5. WHO’nun İş Sağlığına Yönelik Hedefleri
WHO’nun iş sağlığı alanındaki temel stratejileri, “Global
Plan of Action on Workers’ Health (2008–2017)” belgesinde belirlenmiştir.
Bu planın beş ana hedefi vardır:
- Ulusal politikaların güçlendirilmesi: İSG, genel sağlık politikalarına entegre edilmelidir.
- İşyeri sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesi: Her çalışana koruyucu sağlık hizmeti sağlanmalıdır.
- Çalışma ortamı risklerinin azaltılması: Kimyasal, fiziksel ve psikososyal risklerin önlenmesi.
- İş sağlığı verilerinin güçlendirilmesi: Ulusal izleme sistemlerinin kurulması.
- İş sağlığı kapasitesinin artırılması: Eğitim, araştırma ve uluslararası işbirliğinin desteklenmesi.
Bu hedefler, Türkiye’nin Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi (2014–2018)’ne doğrudan entegre edilmiştir.
4.6. WHO–ILO İşbirliği
WHO ile ILO arasındaki işbirliği 1950’lerden bu yana
sürmektedir.
İki kuruluş, “Joint ILO/WHO Committee on Occupational Health” adlı ortak
bir komite kurmuştur.
Bu komitenin görevleri:
- İş sağlığı standartlarını belirlemek,
- Bilimsel rehberler yayımlamak,
- Meslek hastalıklarının tanımı ve sınıflandırılması için kılavuzlar hazırlamak,
- Küresel iş sağlığı stratejilerini uyumlaştırmak.
Bu işbirliği sonucunda hazırlanan “ILO–WHO Meslek Hastalıkları Listesi”, Türkiye’deki “Meslek Hastalıkları Listesi (SGK Tebliği)” ile paralellik göstermektedir.
4.7. OECD’nin Rolü – Kimyasal Güvenliği ve Endüstriyel Riskler
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), özellikle kimyasal güvenliği, tehlikeli madde taşımacılığı ve endüstriyel kaza önleme alanlarında çalışmalar yürütmektedir.
OECD’nin en önemli çalışmaları:
- Chemical Safety Programme (1981): Kimyasal maddelerin risk değerlendirmesi için ortak metodoloji.
- Guiding Principles for Chemical Accident Prevention (2003): Büyük endüstriyel kazaların önlenmesine ilişkin uluslararası rehber.
- Test Guideline Programme: Kimyasal maddelerin toksikolojik test yöntemlerini standardize eder.
Türkiye, OECD üyesi olarak bu rehberleri iç hukukuna “Büyük Endüstriyel Kaza Önleme Yönetmeliği” (2013) ile aktarmıştır.
4.8. Avrupa Konseyi ve Sosyal Hakların Korunması
Avrupa Konseyi (Council of Europe), AB’den ayrı bir
uluslararası kuruluştur.
1950 tarihli İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve 1961 tarihli Avrupa
Sosyal Şartı, iş sağlığı ve güvenliği alanında temel insan haklarını
tanımlar.
Özellikle Revize Avrupa Sosyal Şartı (1996)’nın Madde 3 hükmü şunu belirtir:
“Tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarından yararlanma hakkı vardır.”
Bu maddeye dayanarak, Avrupa Konseyi bünyesindeki Avrupa Sosyal Haklar Komitesi, devletlerin iş sağlığı ve güvenliği politikalarını periyodik olarak denetler.
Türkiye, 2007 yılından beri bu denetim raporlarına tabidir.
4.9. Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kuruluşları
Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi finans kurumları, kalkınma projelerinde İSG standartlarını zorunlu hale getirmiştir.
Dünya Bankası’nın Çevresel, Sağlık ve Güvenlik Rehberleri (EHS Guidelines), tüm yatırım projelerinde uygulanması gereken asgari iş güvenliği standartlarını tanımlar.
Türkiye’de uluslararası fonlarla yürütülen projelerde (örneğin enerji, maden, altyapı) bu rehberlerin uygulanması, İSG denetimlerinin bir parçası haline gelmiştir.
4.10. Diğer Uluslararası Kuruluşlar
- FAO (Gıda ve Tarım Örgütü): Tarımda pestisit güvenliği ve gıda zinciri işçileri için İSG standartları.
- IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü): Deniz işçilerinin güvenliği ve deniz kazalarının önlenmesi.
- IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı): Radyasyon güvenliği ve nükleer işlerde çalışanların korunması.
- UNIDO (Sanayi Kalkınma Örgütü): Sanayi güvenliği ve tehlikeli madde yönetimi standartları.
Bu kuruluşların yayımladığı teknik rehberler, Türkiye’nin özellikle enerji, maden ve kimya sektörlerinde yürüttüğü İSG yönetmeliklerine temel teşkil etmektedir.
4.11. Sonuç
Birleşmiş Milletler sistemi ve bağlı kuruluşlar, iş sağlığı
ve güvenliğini küresel bir insan hakkı olarak ele almaktadır.
WHO ve ILO işbirliği, sağlıkla çalışma arasındaki ilişkiyi bütüncül biçimde
tanımlarken; OECD ve Avrupa Konseyi standartları, endüstriyel güvenlik ve
sosyal koruma boyutunu güçlendirmiştir.
Türkiye, bu uluslararası sistemin aktif bir parçasıdır.
Dolayısıyla ulusal İSG mevzuatı, yalnızca 6331 sayılı Kanun’un sınırları içinde
değil, küresel normların parçası olarak değerlendirilmelidir.
Bu anlayış, İSG profesyonellerine yalnızca teknik değil, uluslararası hukuk
bilgisiyle donanmış bir sorumluluk da yükler.
5. BÖLÜM: TÜRKİYE’NİN TARAF OLDUĞU ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERİN İÇ HUKUKA ETKİSİ VE UYGULAMA BİÇİMİ
5.1. Giriş
Uluslararası sözleşmeler, yalnızca devletler arası taahhüt
belgeleri değil, aynı zamanda ülke içi hukuk düzenini doğrudan etkileyen
normatif kaynaklardır.
Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği alanındaki mevzuatın önemli bir kısmı, uluslararası
sözleşmelerin iç hukukta uygulanması yoluyla şekillenmiştir.
Bu bölümde, uluslararası sözleşmelerin Türk hukuk sistemine nasıl dâhil olduğu, hangi aşamalardan geçtiği, iç hukukta doğrudan mı yoksa dolaylı mı etkili olduğu ve 6331 sayılı Kanun’un hazırlanmasında bu etkileşimin nasıl görüldüğü detaylı biçimde ele alınacaktır.
5.2. Uluslararası Sözleşmelerin Hukuki Niteliği
Uluslararası sözleşmeler, devletlerin karşılıklı
iradeleriyle imzaladıkları ve bağlayıcılığı hukuken tanınan antlaşmalardır.
Bu sözleşmeler, iç hukukta yürürlüğe girdikleri andan itibaren kanun
hükmünde normlar olarak uygulanır (Anayasa m.90/son).
Sözleşmelerin hukuki niteliği bakımından iki türden bahsedilir:
- Self-executing (doğrudan uygulanabilir) sözleşmeler:
İç hukukta ayrıca düzenleme yapılmasına gerek olmadan doğrudan uygulanabilir.
Örneğin: ILO’nun 155 sayılı Sözleşmesi. - Non-self-executing (dolaylı uygulanabilir) sözleşmeler:
Uygulama için iç hukukta bir kanun veya yönetmelik çıkarılması gerekir.
Örneğin: AB’nin 89/391/EEC Çerçeve Direktifi.
5.3. Türkiye’de Uluslararası Sözleşmelerin Onay Süreci
Uluslararası sözleşmelerin onay süreci, Anayasa m.90 ve 244 sayılı Kanun uyarınca belirlenmiştir.
- İmzalama: Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yapılır.
- TBMM Onayı: Meclis, sözleşmeyi onaylamaya yetki verir.
- Cumhurbaşkanı Onayı ve Resmî Gazete’de Yayımlanma: Sözleşme yürürlüğe girer.
- Yürürlük: Sözleşme artık iç hukukta kanun gücünde sayılır.
Bu süreç tamamlandıktan sonra, sözleşme hükümleri ulusal mevzuatla çelişirse, uluslararası sözleşme öncelikle uygulanır.
5.4. Anayasa’nın 90. Maddesi ve Uluslararası Sözleşmelerin Üstünlüğü
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası, İSG açısından büyük önem taşır:
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde, milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
Bu hüküm, özellikle iş sağlığı ve güvenliği konularında uluslararası normların ulusal hukuka üstünlüğünü güvence altına almıştır.
Örneğin:
- ILO 155 sayılı Sözleşmesi ile 6331 sayılı Kanun arasında çelişki olursa,
- Ya da Avrupa Sosyal Şartı’ndaki bir hüküm Türk yasasına
göre daha geniş koruma sağlıyorsa,
öncelikle uluslararası sözleşme uygulanır.
5.5. Türkiye’nin Taraf Olduğu Başlıca Uluslararası İSG Sözleşmeleri
Türkiye, 2025 itibarıyla aşağıdaki temel İSG sözleşmelerine taraftır:
|
Sözleşme / Anlaşma |
Yılı |
Kapsam |
|
ILO 155 |
1981 |
İSG politikası ve çalışma ortamı |
|
ILO 161 |
1985 |
İşyeri sağlık hizmetleri |
|
ILO 187 |
2006 |
Ulusal İSG çerçevesi |
|
ILO 45 |
1935 |
Kadınların yeraltı işlerinde çalıştırılması yasağı |
|
ILO 81 |
1947 |
İş teftişi sistemi |
|
ILO 174 |
1993 |
Büyük endüstriyel kazaların önlenmesi |
|
AB 89/391/EEC |
1989 |
İSG Çerçeve Direktifi (uyum süreci) |
|
Avrupa Sosyal Şartı |
1996 |
Sağlıklı çalışma hakkı |
|
BM Ekonomik ve Sosyal Haklar Sözleşmesi |
1966 |
Güvenli çalışma koşulları hakkı |
Bu sözleşmeler, Türkiye’nin hem uluslararası normlara bağlılığını, hem de iç hukuk uyum düzeyini belirleyen temel referanslardır.
5.6. Uluslararası Sözleşmelerin Türk İSG Mevzuatına Etkisi
Uluslararası normların Türk hukukuna yansıması özellikle 6331
sayılı Kanun ve bağlı yönetmeliklerde görülmektedir.
Bu etki üç boyutta incelenir:
- Yapısal Etki:
- Ulusal İSG politikası oluşturma yükümlülüğü (ILO 187)
- Ulusal İSG Konseyi’nin kurulması (6331 m.21)
- İlkesel Etki:
- Önleme yaklaşımı ve risk değerlendirmesi (ILO 155, AB 89/391/EEC)
- Çalışan katılımı, bilgilendirme ve eğitim (ILO 161, AB direktifleri)
- Kurumsal Etki:
- İşyeri sağlık hizmetleri (ILO 161)
- İş teftiş sistemi (ILO 81)
- Endüstriyel kaza önleme (ILO 174, OECD ilkeleri)
Dolayısıyla Türkiye’deki İSG sistemi, uluslararası normlarla birebir uyumlu bir model haline gelmiştir.
5.7. Uygulama Biçimi: Doğrudan ve Dolaylı Etki
Uluslararası sözleşmelerin iç hukukta uygulanma biçimi iki şekilde gerçekleşir:
a) Doğrudan Etki (Self-Executing):
Sözleşme metni, uygulanabilir hüküm içeriyorsa doğrudan uygulanır.
Örneğin, ILO 155 m.16 hükmü:
“İşveren, çalışanların güvenliğini ve sağlığını korumak için gerekli tüm önlemleri almakla yükümlüdür.”
Bu hüküm, herhangi bir iç düzenleme olmadan mahkemede doğrudan dayanak yapılabilir.
b) Dolaylı Etki (Non-Self-Executing):
Uygulama için ulusal düzenleme gerekir.
Örneğin, AB 98/24/EC sayılı “Kimyasal Maddelere Maruziyet Direktifi” ancak “Kimyasallar
Yönetmeliği” çıkarıldıktan sonra uygulanabilir hale gelir.
5.8. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Kararlarında Uluslararası Normların Kullanımı
Türk yargısı, son yıllarda İSG davalarında uluslararası sözleşmelere doğrudan atıf yapmaktadır.
Örneğin:
- Anayasa Mahkemesi (E.2015/34, K.2016/16):
ILO 155 sayılı Sözleşme’ye atıf yaparak işverenin önleyici tedbir alma yükümlülüğünü anayasal düzeyde değerlendirmiştir. - Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2018/2478 E., 2019/3512 K.:
ILO 161 sayılı Sözleşme’nin 5. maddesini gerekçe göstererek işyeri hekimi görevlendirmesi yapılmayan işyerinde SGK’nın rücu hakkını onaylamıştır.
Bu kararlar, uluslararası sözleşmelerin iç hukukta yargısal bağlayıcılığını açıkça ortaya koymaktadır.
5.9. Ulusal Denetim ve Uluslararası Raporlama İlişkisi
Türkiye, taraf olduğu ILO ve BM sözleşmeleri uyarınca
periyodik raporlar sunmakla yükümlüdür.
Bu raporlar:
- İSG sisteminin işleyişi,
- Denetimlerin etkinliği,
- İş kazası ve meslek hastalığı istatistikleri,
- Eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri
konularında bilgi içerir.
ILO Denetim Komitesi (Committee of Experts), bu
raporları inceleyerek tavsiye kararları yayınlar.
Türkiye’nin düzenli raporlama sistemi, 6331 sayılı Kanun’un 30. maddesinde “İSG
Genel Müdürlüğü”ne verilmiştir.
5.10. Sonuç
Uluslararası sözleşmeler, Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği
hukukunun omurgasını oluşturur.
Anayasa’nın 90. maddesi, bu sözleşmelere üst norm statüsü kazandırarak,
ulusal düzenlemelerin üstünde bir bağlayıcılık yaratmıştır.
Dolayısıyla İSG profesyonelleri, yalnızca iç mevzuata değil,
aynı zamanda Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası yükümlülüklere de
vakıf olmak zorundadır.
Zira ulusal uygulamalar, artık uluslararası hukukla iç içe geçmiş bir
yapıya sahiptir; bu yapı, “yerel düzen”den çok “küresel adalet”in yansımasıdır.
6. BÖLÜM: ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERİN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KÜLTÜRÜNE ETKİSİ VE UYUM SÜRECİ
6.1. Giriş
İş sağlığı ve güvenliği (İSG) sadece teknik önlemlerden
ibaret değildir; aynı zamanda bir “kültür” meselesidir.
Uluslararası sözleşmeler, devletlere yasal yükümlülükler getirmenin ötesinde, işyerlerinde
güvenlik kültürünü geliştirmeyi amaçlar.
Bu kültür, çalışanların ve işverenlerin davranış biçimlerini, değer
yargılarını ve risk algılarını şekillendirir.
Bu bölümde, uluslararası normların Türkiye’deki İSG kültürüne nasıl etki ettiği, uyum sürecinin nasıl yönetildiği ve kültürel dönüşümün hangi yapısal araçlarla sağlandığı incelenecektir.
6.2. “İSG Kültürü” Kavramının Tanımı
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 2003 yılında kabul ettiği tanımda İSG kültürünü şu şekilde ifade etmiştir:
“İş sağlığı ve güvenliği kültürü, çalışanlar, işverenler ve devletin iş güvenliğini öncelikli bir değer olarak benimsemesi ve bu değeri günlük uygulamalara dönüştürme düzeyidir.”
Bu tanımda üç temel unsur vardır:
- Değer boyutu: Güvenlik, ekonomik kârın önüne geçen bir toplumsal değerdir.
- Davranış boyutu: Çalışanlar ve yöneticiler, güvenlik kurallarını gönüllü olarak uygular.
- Sistem boyutu: Kurumlar, önleme ilkesini içselleştiren yönetim modelleri oluşturur.
6.3. Uluslararası Normların Kültürel Etkisi
Uluslararası sözleşmeler, yalnızca hukuk metinleri değildir;
aynı zamanda kültürel dönüşüm araçlarıdır.
Özellikle ILO 187 sayılı “İSG Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi”, ulusal İSG
kültürünün yaygınlaştırılmasını açıkça hedeflemiştir.
Sözleşmenin 3. maddesinde:
“Üye devletler, toplum genelinde önleme kültürünü
güçlendirecek ulusal politikalar geliştirmelidir.”
ifadesi yer alır.
Bu hüküm doğrultusunda Türkiye’de:
- Ulusal İSG Konseyi kurulmuştur (6331 m.21),
- Ulusal İSG Strateji Belgesi yayımlanmıştır,
- Eğitim, farkındalık ve iletişim kampanyaları başlatılmıştır.
Böylece uluslararası normlar, yalnızca mevzuata değil, kurumsal davranış biçimlerine de yön vermiştir.
6.4. Türkiye’de İSG Kültürünün Gelişim Süreci
Türkiye’de İSG kültürü, üç dönemde evrilmiştir:
- Yasal Dönem (1930–2003):
İSG daha çok mevzuat yükümlülüğü olarak görülmüştür (Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, İş Kanunları). - Yapısal Dönem (2003–2012):
AB uyum süreciyle birlikte yönetmelik temelli düzenlemeler yapılmıştır. - Kültürel Dönem (2012 sonrası):
6331 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte önleme ve katılım temelli kültürel dönüşüm başlamıştır.
Bu dönüşüm, ILO ve AB’nin “önleyici yaklaşım” paradigmasıyla tamamen uyumludur.
6.5. Önleyici Kültürün Hukuki Temeli
Önleyici kültür, 6331 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile doğrudan güvence altına alınmıştır:
“İşveren, mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgilendirme dâhil her türlü tedbirin alınmasından sorumludur.”
Bu madde, ILO 155 m.16 ve AB 89/391/EEC m.6 hükümleriyle birebir uyumludur.
Yani uluslararası düzeydeki önleme felsefesi, Türk hukuk sisteminde artık kanun hükmü niteliğindedir.
6.6. Ulusal Uyum Sürecinin Stratejik Yapısı
Uluslararası normlara uyum yalnızca mevzuat çıkararak değil, kurumsal stratejiyle gerçekleştirilmiştir.
Bu kapsamda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonunda üç temel araç oluşturulmuştur:
- Ulusal İSG Konseyi:
Kamu, işveren, işçi ve akademi temsilcilerinden oluşur.
Görevi: İSG kültürünün toplum genelinde yerleşmesini sağlamak. - Ulusal İSG Strateji Belgesi ve Eylem Planları
(2014–2018 / 2018–2023):
Amaç: Eğitim, denetim, farkındalık ve veri yönetimi alanında sürdürülebilir gelişme sağlamak. - Ulusal İSG Haftası (her yıl Mayıs):
ILO’nun 28 Nisan “Dünya İSG Günü” etkinlikleriyle uyumlu olarak kutlanır.
Bu yapılar, Türkiye’nin ILO 187 sayılı Sözleşme’de öngörülen kültürel yükümlülüklerini yerine getirdiğini göstermektedir.
6.7. İşveren ve Çalışan Katılımının Kültürel Boyutu
Uluslararası düzenlemeler, İSG kültürünün başarısının katılımcı
modele bağlı olduğunu vurgular.
Bu anlayış, hem ILO 161 sayılı Sözleşme’de hem de AB Çerçeve Direktifi’nde yer
alır.
6331 sayılı Kanun m.18, bu ilkeleri Türk hukukuna taşımıştır:
“Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerine katılma, görüş bildirme ve temsil edilme hakkına sahiptir.”
Bu yaklaşım, İSG kültüründe otoriteye dayalı değil,
paylaşımcı bir anlayışın yerleşmesini sağlamıştır.
Yani güvenlik artık emirle değil, katılımla sağlanmaktadır.
6.8. Eğitim ve Farkındalık: Kültürün Taşıyıcı Unsurları
Uluslararası belgelerde eğitim, güvenlik kültürünün en güçlü aracı olarak kabul edilir.
- ILO 155 m.19: İşçiler uygun şekilde bilgilendirilmeli ve eğitilmelidir.
- AB 89/391/EEC m.12: Eğitim, işin niteliğine göre sürekli olmalıdır.
- Türkiye’de: “Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” bu hükümlerin ulusal karşılığıdır.
Bu eğitimlerin kültürel etkisi, yalnızca bilgi aktarımı
değil, davranış değişikliği yaratmaktır.
Bu nedenle eğitim sisteminin hedefi, “yasa bilinci” değil, güvenlik bilinci
kazandırmaktır.
6.9. Kurumsal Uyum: Kamu ve Özel Sektörde Dönüşüm
Uluslararası normlara uyum süreci, hem kamu hem de özel sektörde yapısal dönüşüm yaratmıştır:
- Kamu kurumlarında İSG birimleri oluşturulmuş,
- OSGB (Ortak Sağlık Güvenlik Birimi) sistemi yaygınlaşmış,
- Risk değerlendirmesi kültürü kurumsallaşmıştır.
Bu dönüşüm, ILO 161 sayılı Sözleşme’nin 5. maddesi
gereği oluşturulan “işyeri sağlık hizmetleri” modeline dayanmaktadır.
Artık iş sağlığı, yalnızca “hekim hizmeti” değil, bütünsel bir sistem
yaklaşımı haline gelmiştir.
6.10. Değerlendirme: Kültürün Sürdürülebilirliği
Uluslararası sözleşmelerin kültürel etkisinin kalıcı olabilmesi için üç temel unsurun sürekli olması gerekir:
- Yönetimsel sahiplenme: İSG politikalarının kurumsal stratejinin parçası haline getirilmesi,
- Eğitim ve iletişim: Sürekli farkındalık ve bilgi paylaşımı,
- Toplumsal katılım: Çalışan, işveren ve kamu arasındaki sosyal diyalogun güçlendirilmesi.
Bu unsurlar, 187 sayılı Sözleşme’de tanımlanan “ulusal önleme kültürü”nün sürdürülebilirliğini sağlar.
6.11. Sonuç
Uluslararası sözleşmeler, Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği
kültürünün yasal, kurumsal ve toplumsal temellerini oluşturmuştur.
Özellikle ILO ve AB normları, “cezai yaklaşım”dan “önleyici ve katılımcı
yaklaşıma” geçişin önünü açmıştır.
Bugün 6331 sayılı Kanun’un her maddesi, bu kültürel evrimin bir yansımasıdır:
- Önleme,
- Katılım,
- Eğitim,
- Sorumluluk,
- Sürekli iyileştirme.
Bu değerler, uluslararası sözleşmelerin hukuki metin olmaktan çıkıp, işyerinde davranış biçimine dönüşmesinin göstergesidir.
7. BÖLÜM: İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ALANINDA TARAF OLUNMAYAN ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER VE TÜRKİYE’NİN DURUMU
7.1. Giriş
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), kuruluşundan bu yana iş
sağlığı ve güvenliği alanında 90’dan fazla sözleşme ve 100’e yakın
tavsiye kararı kabul etmiştir.
Ancak Türkiye, bunların yalnızca belirli bir kısmına taraftır.
Bazı sözleşmeler teknik veya ekonomik gerekçelerle, bazıları ise mevzuat
uyum zorlukları nedeniyle henüz onaylanmamıştır.
Bu bölümde, Türkiye’nin taraf olmadığı başlıca İSG sözleşmeleri, bu sözleşmelerin kapsamı, olası etkileri ve Türkiye’nin uyum düzeyine ilişkin genel değerlendirme yapılacaktır.
7.2. ILO Sözleşmeleri ve Türkiye’nin Tarafiyet Durumu
ILO sözleşmeleri üç kategoriye ayrılabilir:
- Temel (core) sözleşmeler: Çalışma hakkı, örgütlenme, ayrımcılık gibi genel insan haklarını içerir.
- Yönetsel (governance) sözleşmeler: İş teftişi, istatistik, politika oluşturma gibi yönetimsel konulara ilişkindir.
- Teknik (technical) sözleşmeler: İş sağlığı ve güvenliği, kimyasallar, madenler, inşaat, tarım gibi sektörlere yöneliktir.
Türkiye, ilk iki kategoride büyük oranda taraf olsa da, teknik sözleşmelerin önemli kısmına henüz taraf değildir.
7.3. Taraf Olunmayan Başlıca Sözleşmeler
|
Sözleşme No |
Adı |
Yılı |
Kapsam |
Türkiye’nin Durumu |
|
167 |
İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi |
1988 |
İnşaat sektöründe İSG yönetimi, iskele, yüksekte çalışma, KKD kullanımı |
Henüz onaylanmadı |
|
170 |
Kimyasal Maddeler Sözleşmesi |
1990 |
Kimyasal üretim, depolama, etiketleme ve maruziyet sınırları |
Henüz onaylanmadı |
|
176 |
Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi |
1995 |
Yeraltı ve yerüstü madenlerde işçi güvenliği |
Henüz onaylanmadı |
|
184 |
Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesi |
2001 |
Tarımsal faaliyetlerde çalışanların korunması |
Henüz onaylanmadı |
|
162 |
Asbestin Güvenli Kullanımı Sözleşmesi |
1986 |
Asbestin üretimi, işlenmesi ve bertarafı |
Henüz onaylanmadı |
|
187 |
İSG Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi |
2006 |
Ulusal İSG politikalarının kurumsal yapısı |
2014’te onaylandı |
|
119 |
Makine Koruyucuları Sözleşmesi |
1963 |
Endüstriyel makinelerde koruma sistemleri |
Henüz onaylanmadı |
|
161 |
İşyeri Sağlık Hizmetleri Sözleşmesi |
1985 |
Koruyucu sağlık hizmetleri ve periyodik muayeneler |
2014’te onaylandı |
Görüldüğü üzere, özellikle inşaat, maden, tarım ve kimyasal güvenliği alanlarındaki sözleşmelere henüz tam taraf olunmamıştır.
7.4. Taraf Olunmama Nedenleri
Türkiye’nin bazı sözleşmelere taraf olmamasının başlıca nedenleri şunlardır:
- Mevzuat uyumu zorlukları:
Sözleşmelerin öngördüğü standartlar, mevcut yönetmeliklerin üzerinde olabilir.
(Örneğin, ILO 167’de yüksekte çalışma önlemleri Türkiye’deki uygulamalardan daha ayrıntılıdır.) - Ekonomik ve teknik kapasite yetersizlikleri:
Sözleşmeler, teknolojik altyapı, denetim ve eğitim açısından yüksek düzeyde kaynak gerektirebilir. - Sektörel direnç:
Özellikle maden ve inşaat sektörlerinde maliyet gerekçeleriyle bazı yükümlülüklerin uygulanması zor görülmektedir. - Çifte mevzuat riski:
AB uyum sürecinde çıkarılan yönetmeliklerle örtüşen hükümler nedeniyle bazı sözleşmeler “yeniden düzenleme” gerektirebilir.
7.5. Taraf Olunmayan Sözleşmelerin Kapsamı ve Önemi
a) ILO 167 – İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi
Bu sözleşme, inşaat sektöründeki ölümlü iş kazalarını
azaltmayı hedefler.
Risk yönetimi, planlama, iskele güvenliği, KKD kullanımı ve eğitim zorunluluğu
getirir.
Türkiye’de “Yapı İşlerinde İSG Yönetmeliği” büyük ölçüde bu
sözleşmeyle uyumlu olsa da, yükümlülük düzeyi açısından henüz eşit
değildir.
Örneğin sözleşme, işverenin sadece “önlem alma” değil, “proje bazında risk
planı hazırlama” yükümlülüğünü getirir.
b) ILO 170 – Kimyasal Maddeler Sözleşmesi
Kimyasalların üretimi, depolanması, taşınması, etiketlenmesi
ve işyeri maruziyet sınırlarını düzenler.
Türkiye’deki “Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda İSG Yönetmeliği” bu standartları
büyük oranda içerir, ancak sözleşmeye taraf olunmadığı için uluslararası
raporlama yükümlülüğü bulunmaz.
c) ILO 176 – Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi
Bu sözleşme, özellikle Soma (2014) ve Ermenek
(2014) faciaları sonrası gündeme gelmiştir.
Madencilikte teftiş, kurtarma planı, gaz izleme sistemi ve çalışan katılımı
zorunludur.
Türkiye’de 2017 tarihli “Maden İşyerlerinde İSG Yönetmeliği” bu hükümleri
kısmen yansıtır, ancak uluslararası denetim sistemi kurulmadığı için
eksiktir.
d) ILO 184 – Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesi
Tarımsal kimyasallar, traktör kazaları ve mevsimlik
işçilerle ilgili koruyucu önlemler içerir.
Türkiye’deki “Tarımsal İşyerlerinde İSG Yönetmeliği” henüz taslak
aşamasındadır.
e) ILO 162 – Asbestin Güvenli Kullanımı Sözleşmesi
Asbestin üretimi ve kullanımı birçok ülkede yasaktır.
Türkiye 2010’da asbest kullanımını yasaklamış olsa da, sözleşmeyi
onaylamamıştır.
Bu nedenle uluslararası denetim ve raporlama sistemine dâhil değildir.
7.6. AB Uyum Süreci ve Fiilî Uygulama
Türkiye, Avrupa Birliği aday ülkesi olarak 89/391/EEC
Çerçeve Direktifi ve bağlı 23 alt direktifin çoğunu iç hukukuna
aktarmıştır.
Bu durum, taraf olunmayan ILO sözleşmelerinin büyük kısmının fiilen
uygulanmasına yol açmıştır.
Örneğin:
- Kimyasal Güvenlik: ILO 170 yerine AB 98/24/EC direktifi uygulanmaktadır.
- Maden Güvenliği: ILO 176 yerine AB 92/104/EEC direktifi esas alınmıştır.
Dolayısıyla Türkiye, bazı sözleşmelere taraf olmasa bile, pratikte uluslararası standartlara yaklaşmıştır.
7.7. Türkiye’nin Gelecekteki Tarafiyet Stratejisi
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hazırladığı Ulusal İSG Strateji Belgesi (2018–2023), Türkiye’nin yeni tarafiyet planlarını şu şekilde belirlemiştir:
- Öncelikli onay hedefleri: ILO 167, 170 ve 176
- Destekleyici eylemler: Eğitim, teknik kapasite geliştirme, veri sistemi oluşturma
- Uzun vadeli hedef: Uluslararası raporlamada şeffaflık ve karşılıklı denetim
Bu plan doğrultusunda, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin söz konusu üç sözleşmeye taraf olması beklenmektedir.
7.8. Uluslararası Baskı ve Tavsiye Kararları
ILO Denetim Komitesi, Türkiye’ye yönelik bazı tavsiye kararlarında özellikle şu eksiklikleri vurgulamıştır:
- Madencilikte iş kazası oranlarının yüksekliği,
- Tarım sektöründe kayıt dışı istihdam,
- Kimyasal güvenliği denetimlerinde kapasite eksikliği,
- Mevsimlik işçilerin korunmasında yasal boşluklar.
Bu tavsiyeler, taraf olunmayan sözleşmelere ilişkin uyumun idari tedbirlerle sağlanmasını önermektedir.
7.9. Değerlendirme: Taraf Olmamanın Sonuçları
Taraf olunmamanın iki yönlü sonucu vardır:
- Hukuki sonuç:
İlgili sözleşmelerin doğrudan bağlayıcılığı bulunmaz.
Bu da uluslararası raporlama ve denetim süreçlerinden hariç kalmak anlamına gelir. - Kültürel-sonuç:
Uluslararası denetim baskısı azalır, bu da İSG kültürünün gelişimini yavaşlatabilir.
Ancak Türkiye, AB uyum süreci sayesinde bu boşluğu kısmen telafi etmektedir.
7.10. Sonuç
Türkiye, iş sağlığı ve güvenliği alanında uluslararası
normlarla büyük ölçüde uyumlu bir mevzuata sahip olmakla birlikte, bazı
teknik sözleşmelere taraf değildir.
Bu durum, fiilî uygulamada önemli bir eksiklik yaratmasa da, uluslararası
görünürlük ve hesap verebilirlik açısından dezavantaj oluşturur.
Türkiye’nin önümüzdeki dönemde özellikle ILO 167, 170 ve 176 sayılı sözleşmelere taraf olması, hem ulusal İSG sisteminin bütünlüğünü güçlendirecek hem de uluslararası düzeyde güvenli çalışma kültürünün tam olarak benimsenmesini sağlayacaktır.
8. BÖLÜM: AVRUPA BİRLİĞİ MEVZUATI İLE TÜRK İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ HUKUKUNUN UYUM DÜZEYİ
8.1. Giriş
Avrupa Birliği (AB) müktesebatı, iş sağlığı ve güvenliği
alanında dünya genelinde en gelişmiş normatif sistemlerden biridir.
Türkiye’nin AB aday ülke statüsü (1999 Helsinki Zirvesi) ve Katılım
Ortaklığı Belgesi kapsamında, İSG alanındaki uyum süreci öncelikli fasıl
olarak tanımlanmıştır.
Bu bölümde, Türkiye’nin AB İSG mevzuatına uyum düzeyi; yasal, kurumsal, uygulama ve kültürel açılardan ele alınacak, ayrıca 6331 sayılı Kanun’un AB direktifleriyle paralelliği ayrıntılı olarak incelenecektir.
8.2. AB’nin İş Sağlığı ve Güvenliği Politikası: Genel Çerçeve
AB’nin İSG politikası, Avrupa Birliği’nin İşleyişi
Hakkında Antlaşma (TFEU)’nun 151–156. maddeleri arasında
düzenlenmiştir.
Bu maddelere göre, Birlik politikası:
“Çalışanların sağlık ve güvenliğini korumak, çalışma ortamının iyileştirilmesini sağlamak ve iş kazalarını önlemek amacıyla asgari gereklilikleri belirler.”
AB düzeyinde en temel düzenleme, 89/391/EEC sayılı
Çerçeve Direktiftir (1989).
Bu direktif, tüm sektörel direktiflerin temelini oluşturur ve Türkiye’nin İSG
sisteminin yapısal modeline doğrudan kaynaklık eder.
8.3. 89/391/EEC Sayılı Çerçeve Direktifin Temel İlkeleri
Bu direktifin özünü, “önleme kültürü ve işverenin
sorumluluğu” ilkesi oluşturur.
Başlıca maddeleri şöyledir:
- m.5: İşveren, çalışanların güvenliği ve sağlığı için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
- m.6: Risklerin kaynağında önlenmesi ve toplu koruma önlemlerine öncelik verilmesi esastır.
- m.10: Çalışanlar, sağlık ve güvenlik riskleri hakkında bilgilendirilir.
- m.12: Uygun eğitim sağlanır.
- m.11: Çalışanlar İSG süreçlerine katılma hakkına sahiptir.
Bu hükümler, Türk hukukunda 6331 sayılı Kanun’un 4, 10, 11, 12 ve 18. maddelerinde birebir karşılığını bulur.
8.4. Türkiye’nin AB Mevzuatına Uyum Sürecinin Kronolojisi
Türkiye’nin AB İSG mevzuatına uyum süreci aşağıdaki kronolojik aşamalardan geçmiştir:
|
Dönem |
Gelişme |
Açıklama |
|
1999–2003 |
AB Uyum Programı’nın başlatılması |
89/391/EEC ve alt direktiflerin çevrimi başladı. |
|
2003–2012 |
4857 sayılı İş Kanunu ve yönetmelikler |
25’ten fazla İSG yönetmeliği çıkarıldı. |
|
2012–2014 |
6331 sayılı Kanun |
Bağımsız İSG Kanunu kabul edildi. |
|
2014–2023 |
Uyumun derinleştirilmesi |
AB İSG Strateji Belgeleriyle paralel ulusal planlar hazırlandı. |
Bu süreçte Türkiye, İSG alanında AB ile neredeyse tam mevzuat uyumuna ulaşmıştır.
8.5. AB Sektörel Direktifleri ile Türk Mevzuatının Karşılaştırılması
Türkiye, Çerçeve Direktif dışında 23 alt direktifin 21’ini
iç hukukuna aktarmıştır.
Aşağıda en kritik beş direktif ve Türk karşılıkları yer almaktadır:
|
AB Direktifi |
Kapsam |
Türk Mevzuatı Karşılığı |
|
89/391/EEC |
Genel İSG Çerçeve |
6331 sayılı Kanun |
|
89/654/EEC |
İşyerlerinin asgari sağlık ve güvenlik şartları |
İşyerlerinde Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Yönetmeliği |
|
89/655/EEC |
İş ekipmanlarının güvenli kullanımı |
İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği |
|
98/24/EC |
Kimyasal maddelere maruziyet |
Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda İSG Yönetmeliği |
|
92/104/EEC |
Madenlerde İSG |
Maden İşyerlerinde İSG Yönetmeliği |
|
92/57/EEC |
Geçici/şantiye işyerleri |
Yapı İşlerinde İSG Yönetmeliği |
Bu tablo, Türkiye’nin AB’nin temel İSG altyapısını büyük oranda tam uyumla uyguladığını göstermektedir.
8.6. Uyum Sürecinde Karşılaşılan Zorluklar
Her ne kadar mevzuat düzeyinde yüksek bir uyum sağlanmış olsa da, uygulamada bazı yapısal zorluklar devam etmektedir:
- Denetim kapasitesi:
AB ülkelerine kıyasla iş müfettişi sayısı düşüktür. (Türkiye’de yaklaşık 1.200 müfettiş). - KOBİ’lerde uyum eksikliği:
Küçük işletmeler, özellikle risk değerlendirmesi ve eğitim süreçlerinde eksiklik yaşamaktadır. - Kayıt dışı istihdam:
AB ortalamasının (yaklaşık %10) üzerinde olan Türkiye oranı (%28 civarında), İSG sisteminin etkililiğini azaltmaktadır. - Kültürel direnç:
“Kaza kaderdir” anlayışı, güvenlik kültürünün benimsenmesini yavaşlatmaktadır.
Bu sorunlar, uyumun yasal değil, davranışsal ve kurumsal boyutunda yoğunlaşmaktadır.
8.7. AB İSG Stratejileri ile Türkiye’nin Paralelliği
AB, 2007’den bu yana her beş yılda bir İSG Strateji
Belgesi yayımlar.
Son belge (2021–2027), “Sıfır Ölüm Vizyonu (Vision Zero)” hedefini
benimsemiştir.
Türkiye’nin Ulusal İSG Strateji Belgesi (2018–2023) bu vizyonla uyumludur ve üç temel eksende şekillenmiştir:
- Önleyici yaklaşımın güçlendirilmesi,
- Eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerinin artırılması,
- İSG bilgi sisteminin geliştirilmesi.
Bu stratejik eşleşme, AB’nin politika felsefesiyle tam paralellik gösterir.
8.8. Türk İSG Mevzuatında AB Etkisi Görülen Örnek Düzenlemeler
- Risk değerlendirmesi zorunluluğu (6331 m.10): AB 89/391/EEC m.6’dan uyarlanmıştır.
- Çalışanların katılımı (m.18): AB direktiflerindeki sosyal diyalog ilkesine dayanır.
- İşyeri hekimi ve uzman görevlendirmesi (m.6): AB 89/391/EEC m.7’ye karşılık gelir.
- Eğitim yükümlülüğü (m.17): AB m.12 ile örtüşür.
- Acil durum planı (m.11): AB 89/654/EEC ekinde yer alır.
Bu benzerlikler, 6331 sayılı Kanun’un AB normlarına dayalı yapısal bir model olduğunu ortaya koyar.
8.9. Değerlendirme: Uyum Düzeyinin Genel Görünümü
|
Alan |
Uyum Düzeyi |
Açıklama |
|
Mevzuat |
%95 |
23 direktifin 21’i uyarlanmış durumda. |
|
Kurumsal yapı |
%80 |
İSGGM, OSGB sistemi ve Ulusal Konsey mevcut. |
|
Uygulama |
%60 |
KOBİ’lerde ve taşeron sisteminde zayıf. |
|
Kültürel bilinç |
%50 |
Toplumda önleme kültürü yeterince yerleşmedi. |
Bu tablo, Türkiye’nin hukuki uyumda yüksek, ancak uygulama ve kültür alanında gelişmeye açık olduğunu gösterir.
8.10. Sonuç
Türkiye, iş sağlığı ve güvenliği alanında Avrupa Birliği
standartlarına en yüksek uyum düzeyine sahip aday ülkelerden biridir.
6331 sayılı Kanun ve bağlı yönetmelikler, AB Çerçeve Direktifi’nin neredeyse
birebir yansıması niteliğindedir.
Ancak asıl fark, kâğıt üzerindeki uyumun sahadaki
davranışlara dönüşmesinde ortaya çıkar.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde hedef, “mevzuat uyumu”ndan “uygulama uyumuna”
geçiş olmalıdır.
Bu geçiş, yalnızca hukuki değil, kültürel bir adaptasyon süreci
gerektirir.
9. BÖLÜM: ULUSLARARASI DENETİM MEKANİZMALARI VE TÜRKİYE’NİN RAPORLAMA YÜKÜMLÜLÜKLERİ
9.1. Giriş
Uluslararası iş sağlığı ve güvenliği sistemi yalnızca norm
koymakla kalmaz; bu normların uygulanıp uygulanmadığını denetleyen kurumsal
mekanizmalar da oluşturur.
Bu mekanizmalar, devletlerin imzaladıkları sözleşmelerden doğan
yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini değerlendirir.
Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş
Milletler (BM), Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği (AB)
sistemlerinde çok katmanlı bir denetim ağına tabidir.
Bu bölümde, bu denetim sistemlerinin yapısı, işleyişi ve Türkiye’nin raporlama
sorumlulukları ayrıntılı biçimde incelenecektir.
9.2. ILO Denetim Sistemi: Genel Yapı
ILO denetim sistemi üç temel mekanizma üzerine kuruludur:
- Düzenli rapor sistemi (regular reporting system)
- Şikâyet ve temsil sistemi (complaint and representation system)
- Uluslararası çalışma konferansı gözden geçirmeleri (conference review mechanism)
Türkiye, onayladığı her ILO sözleşmesi için belirli
periyotlarla rapor sunmakla yükümlüdür.
Bu raporlar, ILO’nun bağımsız denetim organları tarafından değerlendirilir.
9.3. ILO Denetim Organları
ILO’da denetim işlevini üç ana organ yürütür:
|
Organ |
Adı |
Görevi |
|
CEACR |
Committee of Experts on the Application of Conventions and Recommendations |
Üye devletlerin periyodik raporlarını inceler, yorum ve tavsiye kararları yayımlar. |
|
CFA |
Committee on Freedom of Association |
Sendikal özgürlük ihlalleriyle ilgili şikâyetleri değerlendirir. |
|
CAS |
Conference Committee on the Application of Standards |
Her yıl Uluslararası Çalışma Konferansı’nda üye devletlerin durumunu gözden geçirir. |
Bu organlar, taraf ülkelerin iş sağlığı ve güvenliği konularındaki performansını bağımsız olarak denetler.
9.4. Türkiye’nin ILO’ya Raporlama Yükümlülüğü
Türkiye, taraf olduğu her İSG sözleşmesi için belirli
aralıklarla rapor sunmak zorundadır.
Bu raporlar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı – İş Sağlığı ve Güvenliği
Genel Müdürlüğü (İSGGM) tarafından hazırlanır.
Raporlarda yer alan temel başlıklar:
- Mevzuat uyumu durumu
- Denetim ve yaptırım faaliyetleri
- Eğitim ve farkındalık çalışmaları
- İstatistiksel veriler (iş kazası ve meslek hastalığı oranları)
- Sosyal diyalog faaliyetleri
Raporlar genellikle 4 yılda bir sunulur ve ILO’nun elektronik sistemi (NORMLEX) üzerinden yayımlanır.
9.5. CEACR’nin Türkiye’ye Yönelik Değerlendirmeleri
ILO Uzmanlar Komitesi (CEACR), Türkiye’nin son yıllardaki performansını değerlendirirken şu hususları öne çıkarmıştır:
- Olumlu Bulgular:
- 6331 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte yapısal bir dönüşüm sağlanmıştır.
- İSG Konseyi ve Ulusal Strateji Belgesi olumlu adımlar olarak değerlendirilmiştir.
- Geliştirilmesi Gereken Alanlar:
- Maden kazalarının yüksekliği (ILO 176 onaylanmamış olmasına rağmen izlenmektedir).
- Kayıt dışı istihdamın denetim zorlukları yaratması.
- Meslek hastalıklarının bildirim oranlarının düşüklüğü.
- KOBİ’lerde önleme kültürünün zayıf olması.
Bu değerlendirmeler, Türkiye’nin ILO nezdinde “kısmen uyumlu ülke” kategorisinde değerlendirildiğini göstermektedir.
9.6. BM ve WHO Denetim Mekanizmaları
Birleşmiş Milletler sistemi, İSG’yi insan hakları ve sağlık hakkı kapsamında denetler.
- BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi
(CESCR):
“Adil ve güvenli çalışma hakkı” başlığı altında Türkiye’nin periyodik raporlarını inceler.
(Madde 7, Ekonomik ve Sosyal Haklar Sözleşmesi). - Dünya Sağlık Örgütü (WHO):
“Workers’ Health: Global Plan of Action” çerçevesinde ülkelerin ulusal sağlık politikalarını değerlendirir.
Türkiye, 2017’de sunulan WHO raporunda “ulusal sistem oluşturmuş ülkeler” grubunda yer almıştır.
9.7. Avrupa Konseyi Denetim Sistemi
Avrupa Konseyi’nin Revize Avrupa Sosyal Şartı (1996),
İSG’yi “güvenli çalışma hakkı” kapsamında korur.
Bu sözleşme kapsamında Türkiye, her iki yılda bir Avrupa Sosyal Haklar
Komitesi’ne (ECSR) rapor sunar.
ECSR’nin Türkiye’ye ilişkin tespitlerinden bazıları:
- Mevzuatın AB standartlarıyla uyumlu olduğu,
- Ancak uygulama ve denetim kapasitesinin sınırlı kaldığı,
- Özellikle taşeron işçilerin korunmasında eksiklik bulunduğu,
- Kadın ve genç işçilerin korunmasında farkındalık artırılması gerektiği.
Bu raporlar Avrupa Konseyi web sitesinde kamuya açık olarak yayımlanır.
9.8. AB İzleme ve Uyum Değerlendirme Mekanizmaları
Türkiye, AB aday ülke olarak Katılım Öncesi Yardım Aracı
(IPA) kapsamında düzenli olarak denetlenir.
AB Komisyonu, her yıl yayımladığı **“Türkiye İlerleme Raporu”**nda İSG’ye özel
bir bölüm ayırır.
Son raporlarda öne çıkan ifadeler:
- “İSG mevzuatı yüksek oranda uyumlu ancak uygulama zayıf,”
- “Maden ve inşaat sektörlerinde ölüm oranları endişe verici,”
- “İSG denetimlerinin sayısı artırılmalı,”
- “KOBİ’lere yönelik teknik destek programları genişletilmeli.”
Bu değerlendirmeler, Türkiye’nin AB’nin “uyumlu ama izlemeye açık ülke” statüsünde olduğunu göstermektedir.
9.9. Ulusal Raporlama Sistemi: İSGGM’nin Rolü
Türkiye’de ulusal düzeyde denetim ve raporlama faaliyetleri İş
Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü (İSGGM) tarafından yürütülür.
İSGGM’nin görevleri (6331 m.30):
- Ulusal istatistikleri toplamak ve analiz etmek,
- Uluslararası kuruluşlara rapor sunmak,
- Ulusal İSG stratejisini izlemek,
- İSG kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik faaliyetleri koordine etmek.
İSGGM, ayrıca Ulusal İSG Konseyi’nin sekretarya görevini de yürütür.
9.10. Uluslararası Denetimlerin Türk Hukukuna Etkisi
Bu denetim süreçleri yalnızca rapor hazırlama faaliyeti
değildir; aynı zamanda hukuki ve idari reformlara yol açan bir geri bildirim
mekanizmasıdır.
Örneğin:
- ILO’nun 2015 raporundaki eleştiriler, “Maden İşyerlerinde İSG Yönetmeliği”nin yenilenmesine yol açmıştır.
- Avrupa Konseyi’nin 2018 değerlendirmesi, “Kadın Çalışanların Gece Postasında Çalıştırılma Yönetmeliği”nin revizyonunu tetiklemiştir.
- AB raporlarındaki tavsiyeler, KOBİ’lere yönelik “İSGİP – İş Sağlığı ve Güvenliği İyileştirme Projesi”’nin başlatılmasına neden olmuştur.
Bu örnekler, uluslararası denetimlerin Türk mevzuatını şekillendiren dolaylı güç olduğunu açıkça gösterir.
9.11. Sonuç
Uluslararası denetim mekanizmaları, iş sağlığı ve güvenliği
alanında şeffaflık, hesap verebilirlik ve sürekli gelişme ilkelerini
pekiştirir.
Türkiye, bu sistemlerin büyük kısmına aktif olarak katılmakta, raporlama
yükümlülüklerini yerine getirmektedir.
Ancak bu denetimlerin gerçek faydası, yalnızca raporlarla
değil; eylem planları, politika değişiklikleri ve kurumsal iyileştirmelerle
ölçülür.
Bu nedenle Türkiye’nin önümüzdeki dönemde hedefi, denetime tabi ülke
olmaktan çıkıp, iyi uygulama örnekleri sunan ülke haline gelmek
olmalıdır.
10. BÖLÜM: ULUSAL VE ULUSLARARASI DÜZEYDE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ POLİTİKALARININ ENTEGRASYONU VE GELECEK PERSPEKTİFİ
10.1. Giriş
İş sağlığı ve güvenliği (İSG) artık yalnızca ulusal düzeyde
yürütülen bir faaliyet olmaktan çıkmış, küresel standartlara bağlı, çok
katmanlı bir yönetim sistemi haline gelmiştir.
Uluslararası sözleşmeler, Avrupa Birliği (AB) direktifleri, ILO normları ve
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) politikaları; ulusal mevzuatların omurgasını
şekillendirmektedir.
Bu son bölümde, Türkiye’nin İSG politikasının uluslararası sistemle bütünleşme süreci, mevcut entegrasyon düzeyi ve geleceğe yönelik vizyoner yaklaşımlar değerlendirilecektir.
10.2. Entegrasyon Kavramı ve Önemi
Entegrasyon, ulusal İSG sisteminin, uluslararası
normlar, ilkeler ve kurumsal standartlarla uyumlu, sürekli etkileşim içinde
yürütülmesidir.
Bu kavram yalnızca mevzuat uyumunu değil, aynı zamanda:
- Kurumsal koordinasyonu,
- Veri paylaşımını,
- Eğitim sisteminin standardizasyonunu,
- Denetim mekanizmalarının şeffaflığını
ifade eder.
Entegrasyon, ülkelerin iş güvenliği alanında rekabet gücünü, toplumsal refahını ve sürdürülebilir kalkınma düzeyini doğrudan etkileyen bir olgudur.
10.3. Türkiye’nin Ulusal İSG Sisteminin Entegrasyon Modeli
Türkiye, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile
birlikte çok katmanlı bir entegrasyon modeli benimsemiştir.
Bu model üç düzeyde işler:
- Normatif Entegrasyon:
Uluslararası sözleşme hükümlerinin iç hukuka aktarılması (Anayasa m.90). - Kurumsal Entegrasyon:
Ulusal İSG Konseyi, İSG Genel Müdürlüğü, OSGB’ler ve üniversiteler arası işbirliği mekanizmaları. - Politika Entegrasyonu:
Ulusal İSG Strateji Belgesi’nin ILO ve AB politikalarıyla paralel yürütülmesi.
Bu yapı sayesinde Türkiye, yalnızca “uyum sağlayan” değil, aynı zamanda kendi politika üretim kapasitesini geliştiren bir ülke haline gelmiştir.
10.4. Uluslararası Normlarla Uyumun Stratejik Çıktıları
Uluslararası İSG politikalarıyla bütünleşme Türkiye’ye şu stratejik kazanımları sağlamıştır:
- Mevzuat standardizasyonu: Ulusal yönetmelikler AB direktifleriyle uyumlu hale gelmiştir.
- Kurumlar arası koordinasyon: Kamu, özel sektör ve akademi arasında veri paylaşımı sağlanmıştır.
- Uluslararası fonlara erişim: AB, ILO ve Dünya Bankası projeleriyle finansal destek alınmıştır.
- İtibar artışı: Türkiye, ILO’nun “İyi Uygulama Örnekleri” programlarında aktif yer almaya başlamıştır.
Bu kazanımlar, yalnızca mevzuat uyumu değil, politik kapasite geliştirme anlamına da gelir.
10.5. Entegrasyonun Zayıf Halkaları
Bununla birlikte, entegrasyon sürecinin önünde bazı yapısal engeller bulunmaktadır:
- Uygulama farklılıkları: Mevzuatla saha uygulaması arasındaki farklar devam etmektedir.
- Veri sistemlerinin dağınıklığı: SGK, İSGGM ve TÜİK verileri arasında tutarlılık eksikliği.
- Eğitim kalitesinde standardizasyon eksikliği: OSGB ve eğitim kurumları arasında farklılıklar.
- Yerel yönetimlerin sürece sınırlı katılımı: Belediyelerin İSG kültüründeki rolü zayıf kalmıştır.
Bu unsurlar, entegrasyonun yalnızca “yasal” düzeyde değil, sistematik ve operasyonel düzeyde de güçlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
10.6. Uluslararası İyi Uygulama Modelleri
Türkiye’nin entegrasyon sürecinde örnek alabileceği üç model öne çıkmaktadır:
- İsveç Modeli: Çalışan katılımı ve sosyal diyalog temelli İSG yönetimi.
- Almanya Modeli: Endüstriyel denetim ağı ve işveren sorumluluğu ilkesi.
- Japonya Modeli: “Zero Accident Movement” (Sıfır Kaza Hareketi) ile gönüllü güvenlik kültürü.
Bu modellerin ortak noktası, önleme kültürünü yalnızca kanunla değil, toplumsal değer olarak benimsemeleridir.
10.7. Türkiye’nin Bölgesel Rolü ve Liderlik Potansiyeli
Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla Avrupa, Asya ve Orta
Doğu arasında köprü niteliğindedir.
Bu konum, ülkeye İSG politikaları açısından bölgesel liderlik fırsatı sunar.
Türkiye, 2020 sonrası dönemde:
- Orta Asya ülkelerine İSG eğitim desteği vermeye başlamış,
- Balkan ülkeleriyle İSG veri paylaşım protokolleri imzalamış,
- ILO Ankara Ofisi ile “Türkiye İSG Mükemmeliyet Merkezi” projesini başlatmıştır.
Bu girişimler, Türkiye’nin yalnızca uyum sağlayan değil, İSG politikaları ihraç eden ülke konumuna geçme potansiyelini göstermektedir.
10.8. Dijitalleşme ve Yeni Nesil İSG Politikaları
Gelecekte iş sağlığı ve güvenliği politikaları, klasik
yöntemlerden dijital temelli yaklaşımlara evrilecektir.
Bu dönüşümün başlıca unsurları şunlardır:
- Yapay zekâ destekli risk analizi sistemleri,
- Büyük veri (big data) tabanlı iş kazası tahmin modelleri,
- Mobil uygulama tabanlı çalışan bilgilendirme sistemleri,
- Uzaktan eğitim ve sanal gerçeklik (VR) ile İSG simülasyonları.
Türkiye, 2023 sonrası stratejik planında bu dijital araçları İSG denetim sistemine entegre etmeyi hedeflemiştir.
10.9. Sürdürülebilir Kalkınma ve İSG Entegrasyonu
Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
(SDG) arasında İSG, doğrudan Amaç 8 (İnsana Yakışır İş ve Ekonomik
Büyüme) altında yer alır.
Türkiye, bu hedef doğrultusunda “Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma Eylem Planı”
içine İSG göstergelerini dâhil etmiştir.
Bu entegrasyon sayesinde İSG, artık sadece bir “çalışma hakkı” değil, sürdürülebilir kalkınmanın temel bileşeni olarak görülmektedir.
10.10. Gelecek Perspektifi
Türkiye’nin ulusal ve uluslararası düzeyde İSG politikasının geleceği, üç temel eksen üzerinde şekillenecektir:
- Küresel Entegrasyonun Derinleştirilmesi:
AB ve ILO normlarına tam uyumun sürdürülmesi, bölgesel işbirliklerinin artırılması. - Dijital Dönüşümün Hızlandırılması:
Teknolojik araçların denetim, analiz ve eğitim süreçlerinde etkin kullanımı. - Toplumsal İSG Kültürünün Kalıcılaştırılması:
Güvenliğin “yasal zorunluluk” olmaktan çıkıp “ortak değer” haline gelmesi.
Bu üç eksen, Türkiye’nin İSG politikasını yalnızca mevzuat düzeyinde değil, insan merkezli ve sürdürülebilir bir sistem haline getirecektir.
10.11. Sonuç
Ulusal ve uluslararası düzeyde iş sağlığı ve güvenliği
politikalarının entegrasyonu, Türkiye’nin hem iç hukuk düzeninde hem de küresel
düzeyde güvenli çalışma hakkını güçlendirmiştir.
Türkiye bugün, İSG alanında mevzuat, kurumsal yapı ve politika düzeyinde
dünya standartlarına oldukça yakın bir konumdadır.
Ancak kalıcı başarı, yalnızca yasa metinleriyle değil, sahada
ve toplumda kökleşmiş bir güvenlik kültürüyle mümkündür.
Bu nedenle Türkiye’nin gelecekteki hedefi, “uluslararası uyum”un ötesine
geçerek, “küresel örnek ülke” statüsünü kazanmaktır.
Bu hedef, güçlü bir vizyon, sürekli denetim, bilimsel temelli politika üretimi ve toplumun her kesiminin katılımıyla mümkün olacaktır.